logo

reklam
07 Mart 2014

Ara rapor..

Tartışma, ya da adına her ne diyeceksek, sürüyor. Ve anlaşılan, daha uzun süre de devam edecek. Çünkü mesele, çok ama çok önemli.

‘İyi de, mesele ne?’ diyorsanız, kısmen haklısınız… Meselenin tam olarak ne olduğu, biraz karmaşık bir konu… Karmaşık, çünkü eldeki veriler, bu ülke vatandaşı olan birilerinin akıllarının ucundan bile geçirmemeleri gereken birtakım şeyleri hedeflediklerini gösteriyor.

Bu sebeple, meselenin ne olduğunu anlatmak biraz zor olsa da, ne olmadığını anlatmak daha kolay galiba.

Meselenin dershaneler olmadığı konusu, ısrarlı olanların bile  artık gündeme getirmeye gerek görmemeleri sayesinde, iyice netleşti. 17 ve 24 Aralık operasyon girişimlerinin hukuki herhangi bir temel istinat etmeden yapıldığı açığa çıkınca, meselenin yolsuzluk veya rüşvet olmadığı da anlaşıldı.

Gazeteleri ya da televizyonlarından, dünyayı kendi küçük pencerelerinden ibaret zannederek, güya hukuk üzerine güzellemeler yapanlar; soruşturmaların neden sadece birkaç polis ve birkaç savcı üzerinden yapılıp, POLNET ve UYAP’a girilmediği konusuna hiç, ama hiç temas etmiyorlar. Bütün iddialarının, sadece bu sebeple bile yok hükmünde olması gerektiğinin farkında değilmiş gibi davranıyorlar. Temeli sakat olan bir konu üzerine kurmaya çalıştıkları binalar da, sadece kartondan ibaret kalıyor böylelikle.

Camia’nın 7 Şubat girişimi sonrasındaki utangaç ama ısrarlı tavrını, 17 ve 24 Aralık sonrası adeta bir kamikaze saldırısı şekline dönüştürmesi, meselenin doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin uyguladığı iç ve dış politikalardan duyulan rahatsızlıklar olduğunu anlatıyor bize.

Ki, Taksim Gezi Olayları sırasında da, konuyla hiç ilgili olmamasına rağmen, taleplerin ağaçlardan çok, büyük yatırımların durdurulması yönünde olması; haklı olarak, yaşanan sürecin 7 şubat’la başladığı, Gezi Olayları ve17 ve 24 Aralık’la da devam ettirildiği kanaatini haklı hale getiriyor…

Ve asıl ilgi çekici durum da burada ortaya çıkıyor. Cemaat mensuplarının kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda yer alan ‘gerekirse Türkiye’yi bile gözden çıkarabiliriz’ şeklindeki, bizlere akıl dışı imiş gibi gelen sözleri göz ardı etsek bile; olup bitenlerle, Türkiye’nin ileriye doğru gitmesine engel olmaya çalışıldığı ortaya çıkıyor!..

İlk bakışta hakikaten akla ziyan imiş gibi gözüken bu durum tespiti, ancak büyük resme bakıldığı zaman anlam kazanmaya başlıyor. Dünyanın yaklaşık 160 ülkesinde 2 bin civarında okula sahip olan yapı, bu yolda kendisine destek olanların talebi üzerine mi bu yola girmek zorunda kaldı; yoksa, hakikaten Türkiye’nin bulunduğu durumdan daha ileriye gitmemesi gerektiğini düşündükleri için mi bunu yaptılar; soru bu…

Son günlerin aktüel konusu olan ‘tape’ler yani ses kayıtları da, tıpkı 7 şubat ve Taksim Gezi Olayları’nda arzu edilen netice alınamadığı gibi, 17-24 Aralık girişimlerinden de beklenen neticenin alınamaması üzerine başvurulan son bir yol olarak gözüküyor.

Teknolojiye ‘fransız kalanlar’ anlamıyor ya da anlamak istemiyor olsalar da, ses hatta görüntü oluşturma konusunda gelinen seviyenin ürkütücü bir boyutta olduğu açık bir gerçek.

Servis edilen kayıtların doğru olması beklentisinde olanların, konunun anlatılması babında söylenen, ‘dublaj’, ‘montaj’ gibi kavramları anlamazlıktan gelme ve birbiriyle karıştırma gayretleri de, garip.

Madem ki yazının başlığı ‘ara rapor’; iddialı olarak servis edilen ses kayıtlarının aslında nasıl kolaylıkla oluşturulabileceğini göstermek üzere hazırlanan örneklerin de gösterdiği gibi; değişik zamanlarda dinleme sonucu elde edilen seslerin kesilerek birleştirilmesi işine ‘montaj’; arada eksik olduğu(!) düşünülen sözleri, sonrasında değiştirerek istenen sese benzetmek için başkasına okutma işine de ‘dublaj’ denildiğini, konuya fransızmış gibi davrananlara hatırlatmış olalım bu arada…

Ekrem Kızıltaş – Haber7

ekremkiziltas@gmail.com

Share
#

SENDE YORUM YAZ

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

patent