logo

reklam
02 Aralık 2013

Eski defterleri karıştırmak

Sağlıklı bir durum olmadığını hemen herkesin kabul ettiği dershaneler meselesi, çeşitli yönleriyle konuşulup tartışılmaya devam ediliyor.

Hükümet tarafından bu konuda tam olarak ne yapılacağı henüz belli olmadığı halde, kendilerinin rıza göstermeyeceği hiçbir şeyin yapılmaması gerektiğini düşünenler, tamamen hedefe kilitlenmiş ve sanki başka her şeyi unutmuş bir şekilde, çabalarını sürdürüyorlar.
 
Sonunda artık eskidiği düşünülen defterler de açılmaya başlandı. Yakın ya da uzak, arşivlerle alakalı değişik okumalar yapmanın herhangi bir faydasının olmadığı ve bazı süreçlerde olup bitenleri birçok insanın unutmaya çalıştığı bilindiği halde.
 
2004′de MGK’da konuşulduğu ve imzalandığı ileri sürülen ancak hakkında hiçbir işlem yapılmadığı herkesçe kabul edilen bazı hususlar da masaya sürülmüş durumda. Buradan hareketle de, Şimdiye kadar en azından ‘mübalağalı’ olduğu belirtilen bazı iddiaların zımnen kabulü manasına gelecek sözler bile artık rahatlıkla sarf edilebiliyor.
 
Mesela:  ‘2004 MGK’sındaki imzaları yalanlamanın yolu, dershaneleri dönüştürme konusundaki ısrardan vazgeçmek ve başta emniyet olmak üzere bürokrasideki tasfiye algısını gidermekten geçer. Böylece hüsnü zannın yolu açılmış olur’ şeklindeki beyanlardan da artık kaçınılmıyor. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün olabilse bile, bu satırlar yazıldıktan sonra artık mümkün olmayacağı bilmezden gelinerek…
Konuyu biraz da şaşkınlıkla takip eden ve olup bitenlerin hiç de iyiye doğru gitmediğini hissedenlerin hatırlatma ihtiyacı duydukları bir atasözü, bu durumda tam da yerini bulmuş oluyor: “Haddinden fazla şiddet gayedeki hikmeti yok eder”.
 
Karşılıklı anlayış ve herkesin kendi işini yapmasıyla devam ettiği varsayılan bir münasebet, taraflardan birisinin diğerine ‘şu zamana kadar yapılanlar içerisinde iyi ve doğru denilebilecek her ne varsa bizim sayemizde yapılmış olduğu gibi, doğrudan bizim eserimiz olmadığı söylenebilecek ufak tefek bazı şeyler de zaten bizim desteğimizle yapılmıştı’ diyebileceği noktaya gelmiş durumda.
 
Bir tür münazara havası var ortalıkta. Hükümet, niyetini gerçekleştirme yolundaki çalışmalarını sürdürürken, yapılacaklara itirazları olduğunu belirtenler, işlerine yarayabileceğini düşündükleri hemen her türlü malzemeyi sahaya sürüyorlar. Kullanılan bu malzemelerin bir gün ciddi sıkıntılar doğurabileceğini bile bile hem de.
 
Hayata ve olaylara baktığınız açının, var olan diğer bütün açılar arasında en doğrusu olduğuna inanıyor ve bu açıdan bakanların dışında, kimsenin iyi ve doğru olana ulaşmasının mümkün olmadığını düşünüyorsanız, diğerleri ile alakalı olarak tek bir şans olduğuna inanıyorsunuz demektir: Kayıtsız şartsız size teslim olmaları.
Aslında aktüel durumdan hareketle, bu çerçeveyi genişletebilir ve öteden beri gösterilmekte olan tavırla alakalı olarak sanki şöyle denilmek istendiğini de ilave edebiliriz: ‘Hayat tarzı ve başka konularda aramızda bazı farklılıklar olsa bile, bir şekilde bize mensubiyetini hatta sempatisini izhar etmiş bulunanlar da, iyi ve doğru olana ulaşma konusunda ciddi mesafeler kat etmiş sayılırlar ve onların söyledikleri de bizim sözümüz olarak kabul edilebilir’…
 
Yukarıdaki durum ve ek olarak, ‘İştigal ettiğimiz sahalar başta olmak üzere, akla gelebilecek ve gelmeyecek hemen her türlü hususta biz haklıyız ve başkalarının böyle bir şeyin mümkün olmadığını düşünmeleri hali bile abesle iştigaldir’ şeklindeki bir söylem, içe dönük olmak kaydıyla anlamlı ve belki rantabl da olabilir. 
Ancak böyle bir söylemi genele yaymaya başladığınızda, sempatizan düzeyinde bulunanlardan başlamak üzere, konuyu izleyenlerin tamamında birtakım istifhamların oluşması kaçınılmazdır… Şu anda yaşanmakta olan tam da bu galiba…
 
İnsanlar MİT Müsteşarının ifadeye çağrılması, Çözüm Süreci ile ilgili tereddütlü tavır, Kuzey Irak’la ilgili gelişmeler ve başka bazı konularda, yeniden okuma ve değerlendirmeler yapmaya başladılar bile…
 
Ekrem Kızıltaş – Haber7
Share
#

SENDE YORUM YAZ

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

patent