logo

reklam
25 Kasım 2013

Geçmişi unutmayın;

Geçmişi unutmayın; ama takılıp kalmayın da…

Saraybosna’da iseniz; ne yaparsanız yapın, vaktiyle buralarda yaşananları düşünmeme şansınız yoktur.

Şehrin güzelliği, tarihi camileri, çarşıları ve artık hemen her yerde bulunabilen çayhaneleriyle Türkiye’nin birçok yerini birden hatırlatıp adeta evinizde imişsiniz hissi vermesi ya da başka şeyler, kısa bir süre önce buralarda tarihte benzeri çok az görülmüş birtakım olayların yaşandığı gerçeğini unutturamıyor.

1992-1995 arasında yaşanmış olanları ne kadar dinlemiş olursanız olsun, görüşüp konuştuğunuz hemen her insandan, daha önce duymadığınız iç acıtıcı olaylar dinliyor; bırakın işlenmesini, burada aktarılmasının bile insanın muvazenesini bozabilecek vahşetleri gerçekleştirenlerin, hakikaten insan olup olmadığı hususunda derin düşüncelere dalıyorsunuz.

Hemen her tarafından kuşatılmış bir halde 3 yıldan fazla süren bir kuşatma altında yaşayan Saraybosna’da o zamanlarda olup bitenlerin hikayesi, iki yönden de akılları zorlayacak nitelikte: Yüz binlerce insanın yaşadığı bir şehrin etrafını kuşatan Sırp birliklerinin tank, top, ağır makineli tüfek kullanarak şehri amansız bir ateş altında tutmaları, ne kadar akıl almaz bir şeyse; Saraybosna’da yaşayan Boşnakların ve onlarla beraber hareket eden az sayıda Sırp ve Hırvat’ın bu kadar uzun süren bir kuşatmaya tahammül edebilmiş olmaları da bir o kadar akıl almaz.

Kuşatmadan bir süre sonra açılan ve uzunca bir süre şehrin nerdeyse nefes borusu işlevini gören Tünel‘in açılması, ihtiyacı hissedilen hemen bütün malzemenin havaalanının altından geçen bu daracık (80 cm. genişliğinde, 160 cm. yüksekliğinde ve 800 metre uzunluğunda) tünelden taşınması, dahası Sırpların burasının nasıl olup da farkına varamadıkları, bambaşka bir olay.

Bağcılar Belediyesi, Mladi Muslimani (Bosna Genç Müslümanlar Derneği), Uluslar arası Saraybosna Üniversitesi, Aliya İzzetbegoviç Müzesi ve Buzim Belediyesi’nin ortaklaşa düzenledikleri ‘1983′ten 2013′e Saraybosna Süreci ve Aliya İzzetbegoviç Uluslar arası Sempozyumu’ vesilesiyle birkaç gündür Saraybosna’dayız.

İki gün süren sempozyumda Türkiye ve Bosna Hersek başta olmak üzere, İslam dünyasından ve başka ülkelerden gelen akademisyenler, 1983′te Aliya’nın da içlerinde olduğu 13 Boşnak aydının tutuklanması ile başlayan Saraybosna Süreci‘nin yanında, Bosna’nın dünü, bugünü ve yarınını ele alırlarken, dönem hakkında şahitlikleri olanlar da yaşadıklarını aktardılar.

Sempozyum birçok bilinmeyenin açığa çıkması açısından faydalı olduğu gibi, bilinenlerin de tekrarı ve pekiştirilmesi görevini gördü. Nisan 1992′de başlayan Sırp Saldırıları’ndan 1995 Aralık Ayı’nda imzalanan Dayton’a kadar olup bitenler ve sonrasındaki gelişmeler aktarılırken, salonu dolduranlar zaman zaman hüzünlenerek oturumları takip ettiler.

Sempozyum boyunca altı çizilen en önemli hususlardan birisi, konuyla ilgili Batı ülkelerinin, BM’nin, Güvenlik Konseyi’nin ve Avrupa Birliği’nin çifte standartlı tavırları oldu.

Sempozyum yanında, kısa süreli geziler ve ziyaretler sırasında şahit olunan bazı gerçekler, katılımcı ve izleyicilerden çoğunda, Dayton’un bir netice değil, adeta yeni bir başlangıç olduğu fikrinin uyanmasına vesile oldu. Uluslar arası İlişkiler Profesörü bir misafirin, ‘Bana dünyanın en zor ve en çetrefilli konularını sorun, anlatayım. Ama lütfen Bosna’ya Dayton’la getirilen sistemi anlatmamı istemeyin, çünkü yapabileceğimi sanmıyorum’ şeklindeki sözleri, durumun ciddiyetini anlamaya yetiyordu.

Mutlaka bilinmesi gereken önemli başka bazı hususları sonraki yazılara bırakırken, merhum Aliya İzzetbegoviç‘in bugünü yaşayan Bosnalılara yönelik vasiyet niteliğindeki bir cümlesini hatırlatmak istiyorum: “Gecmişi unutmayın; ama takılıp kalmayın da!..”

Boşnaklar Aliya’nın bu sözüne ellerinden geldiği kadar uymaya çalışıyorlar şüphesiz. Aile fertlerine zarar verdiğini açıkça bildikleri kişilerle aynı işyerlerinde çalışanlar var, mesela…Ancak halen devam etmekte olan ve Batı tarafından da desteklenen öyle yanlış işler var ki, bunlar karşısında neler yapılması gerektiği, günün ve geleceğin en önemli problemi…

Ekrem Kızıltaş – Haber7

Share

Yeni Yorumlar Kapalı.

patent