logo

reklam
02 Haziran 2014

Oyun!

Sultan Abdülhamit, Osmanlı’nın en değişik akıllarından biriydi! Büyük oyunu görüp zor dönemde siyaset üreterek devleti ayakta tutan bir Padişah’tı! Onun davranışlarını ve uygulamalarını eleştirenlere “Beni evhamlı sanıyorlardı, HAYIR! Ben sadece gafil değildim, o kadar…” diye çok anlamlı cevap veriyordu!
Devlet-i Aliyye’nin ameliyat masasına alındığını çok önceleri fark ettiği için “Ben bir karış vatan toprağını satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir.
Milletim de bu toprakları ancak aldığı fiyata verir. Çünkü bu topraklar kanla alınmıştır, kanla verilir!” dedi!
O günkü oyunlar bugün başka başka aktörlerle sahneye konulmak isteniyor!
Abdülhamit gibi oyunu görüp gereğini yapınca DİKTATÖR oluyordun!
Tezgah hep aynıydı! Menderes’te de, Özal’da da, Erdoğan’da da hiç değişmedi!
Çünkü Türkiye gibi çok kritik bir bölgede köprü olan ülkeler asla kendi haline bırakılmazdı! Kendinizi geri almaya çalıştığınızda da üstünüze gelirler, çullanmak isterlerdi! OSLO, GEZİ, 7 ŞUBAT, 17 ARALIK, 25 ARALIK gibi kırılmalar bunun göstergesiydi! Oyunu kuranlar içerideki insanı ikna etmek için uygun malzemelerin arkasına geçer ve oradan saldırırdı! İşinde gücünde olan insanlar ortaya saçılan enstrümanlarla değerlendirme yapar, arka plana kimse seyahat etmek istemezdi!
Zaten kimsenin o kadar enerjisi de zamanı da yoktu!
Oyunu kuranlar bunu bilirdi!
Ellerinde tuttukları medya bunun için vardı! Twitter, Facebook ve Youtube küresel medyanın küresel destekçisiydi!
Sonuç almak için herkes üstüne düşen görevi yapardı! Bilmediğimiz bir yerlerde görev dağılımı yapılır ve görülmeyen (!) Yahudi medya tekeli düğmeye basardı!
Bu AĞIN içinde olan medya sahipleri, ağa katkı vermek için kimselerin bilmediği ÜYELİK AİDATLARINI öderdi!
Bu paralar, sisteme olan inancı gösterirdi!
Zaten bizdekiler koşarak ödemeyi yaparlardı!
Kendi devletlerinden çok bu güce inanırlardı!
Kendi aralarındaki sohbetlerde Erdoğan’a şaşırdıklarını belirtip “Nasıl oluyor da Yahudi ailelere başkaldırıyor!
Dünyayı bunların yönettiğinden haberi yok mu? Bunun sonu hiç iyi değil!”
diye gizli manşetler atarlardı! Karşı mahalleye olan inançlarını hiç sorgulamazlardı! Bu toprakların çocuklarının zafer kazanacaklarını hiç düşünmezlerdi!
Peki, neden böyledir! Neden bu şekilde bile isteyerek kullanılmaya razıdırlar? Neden sorgulamazlar? Niçin içlerinden biri çıkıp da “Bir dakika beyler!” diye sesini yükseltmez!
Yükseltemez! Yükseltenin sesini kimse duymaz! Sisteme katkısı olmayanlar o çemberde duramaz!
Dönelim yıllar öncesine!
MOSSAD, yani İsrail gizli teşkilatı bir yandan bizim özel, seçkin timlerimizi İSKENDERUN’da eğitiyor, diğer yandan da kamufle olmuş ekipleriyle PKK’yı Irak’ta her koşulda savaşacak asker haline getiriyordu! Birileri SAVAŞ istiyordu! Türk ve Kürt’ün asla kazançlı çıkamayacağı savaşı isteyenler kimdi?
Amaç neydi?
Avrupa basını ile içeride kendilerine MERKEZ adı verenler söylemese de, bilmese de ülkenin bölünmesini isterlerdi! Bu kesin ve nettir! Tıpkı bugün gibi… Türkiye’nin büyümesinden duydukları rahatsızlığa tepkilerini manşetlerle, köşelerle verirlerdi! “Şehit cenazesi gelsin” diye ellerinden geleni yaparlardı!
Ama hayat onların istediği gibi akmıyordu! Bakın Barzani “Bağdat, haklı taleplerimizi yerine getirmezse, halk referandum yoluyla kendi geleceğine karar verecektir. Bu aslında geç kalınmış bir karar. Çünkü Bağdat bizi bu duruma getirdi…” diyerek rest çekti!
Açık açık “Biz yolumuzu çizdik, önümüzde kimse duramaz!” dedi…
Adı MERKEZ olanlar bunları yazmasa da olan biten böyleydi!
Bu sözlerinden kısa bir süre sonra Barzani çok daha önemli başka bir şey söyledi: Türkiye ile petrol boru hattı konusunda anlaştık.
Her iki taraf için de iyi bir anlaşma.
Ancak Bağdat yönetimi, bizim petrolümüze karar vermek istiyor. Biz onlara birçok öneri getirdik ama hiçbiri olumlu şekilde karşılanmadı. Kuzey Irak olarak artık kendi yolumuzu çizmeliyiz…
Osmanlı’yı yıkan İNGİLİZLER ülkeyi PARA ile kontrol etti! Kişiliğimizi, tarihimizi, dinimizi, dilimizi elimizden aldıktan sonra PARAYI da varettikleri ailelere verdiler! Mekanizma buydu!
Kürtler’le birleşme bu sistemin bitmesi, yok olması daha da önemlisi TÜRKİYE’nin özgürleşmesi anlamına geliyordu! 200 yıllık senaryonun böylesine KÖTÜ BİR SONLA bitmesi hiç hesaplarında yoktu!
Yazdıkları hikayede Türkiye bölünecek, Avrupa Birliği Ankara’ya kadar olan bölümü içine kabul edecekti!
Sonra da üzerimize basıp hem Türk’ü hem Kürt’ü yönetecekler ve sadece onlar kazanacaktı!
Biz kavga edecek, kan akıtacak, parayı savuracaktık.
Onlar bankalarını dolduracaktı!
Türkiye inatla büyümek için çırpınırken bize YABANCI olan sanatçılarımız klip çekiyordu!
Neler diyorlardı neler… “…Birlik olduk, çadır kurduk, duvarlara sloganlar yazdık. Sonra biz her yere yayıldık. Mahallelere, parklara, forumlara… Sömürüye karşı çıktık. Bizim olana sahip çıkmak için hep meydanlardaydık. Yine meydanlarda olacağız. Çünkü nefes almaya başladık.
31 Mayıs’ta meydanlardayız…”
Türkiye enerji ile buluşacak MİLLİ devletini kuracakken bunlar SÖMÜRÜYE başkaldırdıklarını sanıyordu!
İstanbul sermayesinin emriyle GEZİ‘ye geliyor ve SOL‘culuk yapıyorlardı!
Herkesin aklına hakaret ediyorlardı! İLETİŞİM çağında kliple insanları sokağa dökeceklerini düşündüler!
Aslında gerçek onlardan çok daha hızlı yayılıyordu! Farkında değillerdi!
Ankara’nın 200 yıllık bir rövanş için meydana çıkıp bölgede onları sokağa dökenlerin ağababalarıyla savaştığını görmüyordu!
Berkin için slogan atanlar dağa kaçırılan 700 Kürt çocuğu için tek ses etmiyordu!
Galiba mesele çocuk değildi! Tıpkı ağaç olmadığı gibi…
Klip çektiler, ancak kendileri kayboldular!
Belli ki söylediklerine onlar da inanmamıştı!
Tweet atıp “Gezi’ye gelin!” dediler, Akdeniz’in sessiz ve lüks adalarında ortaya çıktılar!
Bilmeden de olsa bu toprakların karşısına dikildiler!
İran’ın Japonya’daki 14 milyar doları bir günde Halkbank’a geldi! Zaten ortada bir türlü yakalayamadıkları bir ticaret de vardı! Bu 14 milyar dolar radarlarına takılınca bir şekilde Halkbank’a girildi!
Çünkü Abdülhamit’in dediği gibi “Esaretin bir şekli de borçlandırmaktır!” sözü hayatta kalsın isteniyordu!
İstanbul sermayesi, yani ülkenin kaymağını götürenler de BORÇLANMA istiyordu!
Gezi’ye çıkıp Erdoğan’a saldıranlar da!
Bilmeden herkes aynı şarkıyı farklı notalarla söylüyordu!
Amaç Türkler’i enerji ve paradan uzak tutmaktı!
Bizdeki SOL böyleydi!
Halkının ve devletinin karşısında!
Bu bile devlete ne kadar tersten bir format atıldığını göstermiyor mu?
Onlar GEZİ’yi boş bıraktı!
Kimse gelmedi!
Ama devlet GEZİ’ye devam ediyor!
Bölgede gidilmedik yer kalmayacak!
Bazen biz onlara, bazen de onlar bize gelecek!
Haberiniz olsun!

Share
#

SENDE YORUM YAZ

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

patent