logo

reklam

Temmuz ayı dergilerinde neler var?

Dergilerin Temmuz sayıları çoktan raflardaki yerlerini aldı bile…

Temmuz ayında okuyucularıyla buluşan dergilerde neler var? İşte yanıtı…

UMRAN DERGİSİ: POST-OSMANLI COĞRAFYASINDA KRİZ

Umran Dergisi’nin Temmuz ayında yayınladığı 239’uncu sayısı  ”POST-OSMANLI COĞRAFYASINDA KRİZ: Müesses Nizam, Arap Uyanışı ve Ahlaki Politikalar” başlığıyla çıktı. Umran’ın bu sayısında Türkiye’nin bu tarihi süreçte gerek bölge ülkeleri gerekse küresel güçlerin aksine haksızlıklar karşısında sesini çıkaran ve mazlumların yanında bir anlayışı öne çıkardığı, müesses nizamdan ziyade Arap sokağının sesine kulak veren, cesurane bu yaklaşımın önümüzdeki on yıllarda farklı, kalıcı bir etki meydana getireceğine dikkat çekiliyor.

Umran’ın Temmuz sayısında okuyucularına nasıl bir sayı hazırladı, birlikte bakalım…

2010 yılı sonunda Tunus’ta başlayıp Arap dünyasının büyük kısmına yayılan kitlesel hareketliliğin meydana getirdiği umut Suriye’de Beşar Esed rejiminin devrilmesine yönelik sürecin tıkanması, Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yönelik darbe girişimi ve Libya’daki siyasal kriz sonrasında yerini kaosa terk etmiş gözüküyor. Soğuk Savaş döneminin siyasal ve iktisadi ortamında ortaya çıkan ve o dönemin refleksleriyle hareket eden rejimlere karşı halkların biriktirdiği öfkenin dışa vurumu olan bu ayaklanmalar Ortadoğu’nun geleceğinin, geçmişin aksine çok farklı bir boyutta şekilleneceğinin sinyallerini vermekteydi.

Ortadoğu’daki değişim sürecini frenleyen, genellikle de raydan çıkarmaya çalışan ve bunda önemli ölçüde başarılı olan Suudi Arabistan Kralı Abdullah, Arap Uyanışı’nın heyecanını koruduğu günlerde katıldığı bir toplantıda ABD’li dostlarına bölgede değişimin bir anda gerçekleşemeyeceğini ilettiklerini ancak ABD’li dostlarının bölge gerçekleriyle yüzleşmek istemediklerini söylemişti.

Gelinen noktada IŞİD’i Arap Uyanışı sürecinin dışında değerlendirmek sağlıklı bir analiz yapılmasını engelleyecektir. Bu bağlamda Arap dünyasındaki değişimlerin/ayaklanmaların dinamiğinin sağlıklı bir biçimde okunmadığı da söylenebilir. Bu ayaklanmaların bir zihniyeti, bazen ideolojisi de olmakla birlikte aslında hepsinin ortak özelliği, ortaya çıktıkları ülkelerdeki hükümetlerin meşruiyet sorunuydu.

Yemen, Mısır, Suriye ve Bahreyn bu açıdan ele alınabilecek özellikler taşımaktadır. Öte yandan Mısırlı yazar Fehmi Hüveydi’nin IŞİD’in kısa sürede yıldızının parlamasının kime yaradığını sorgulamasını da yabana atmamak gerekir. Ona göre, bu örgüt üzerinden Arap Uyanışı sürecinde İslâmcı hareketlerin ilerleyişine karşı güçlü bir algı oluşturulmaya çalışılmaktadır. Arap Uyanışı’nın umudunu ayakta tutan Tunus’ta Suriye ya da Mısır örneğinde olduğu gibi ordunun rejimden ya da rejim sonrası süreçte İslâmcı muhalefete karşı tavır alması gibi bir durumun Tunus’ta gerçekleşmemesinde rol oynayan başlıca faktör, Tunus siyasal hayatının kurumsallaşan geleneğidir. Rejimi koruyan güçlü bir ordu imajının yokluğu, rejimin karşılaştığı kitlesel ayaklanmada Bin Ali yönetiminin sonunu kolaylıkla getirmiş ve muhalifler geçiş sürecini yürütürken de generallerin yoğun baskısından uzak şekilde bu süreci devam ettirmeye çalışmışlardır.

Diğer taraftan tarihsel süreç incelendiğinde ABD’nin bugün bölgedeki pozisyonunun İkinci Büyük Savaş’ın ardından İngiltere’nin pozisyonuyla benzerlikler gösterdiği söylenebilir. ABD’nin süper güç olarak varlığını devam ettirebilmesi için orta ve uzun vadede ekonomik direncinin yükseltilmesi ve Asya-Pasifik bölgesinde daha aktif olması gerektiğine inanan Barac Obama yönetiminin bölge politikası aslında bölgede dağılmakta olan ABD hegemonyasının göstergeleri. Bölge ülkeleri arasında yaşanan kısa ve orta vadeli uzlaşmazlıklar ABD’nin boşalttığı güç merkezlerini doldurma savaşımının uzantıları. Ancak bölgesel aktörler bu süreci tam manasıyla içselleştirmiş değiller.

Türkiye bu süreçte gerek bölge ülkeleri gerekse küresel güçlerin aksine haksızlıklar karşısında sesini çıkaran ve mazlumların yanında olan bir anlayışı öne çıkardı. Ne var ki, ahlaki politikalar, doğru hesaplanmadığı ve ülkenin gücüne paralel hareket edilmediği zaman ülkelerin gücünü aşar ve onların tesirini günden güne tüketme riskini içinde barındırır. Türkiye’nin, özellikle son 4-5 yıldır bölgeyi kendi ahlaki yaklaşımı çerçevesinde tanzim edebileceğini düşünerek hareket ettiği bir gerçek. Dolayısıyla aslında Ortadoğu’da pek de gücüyle orantılı bir dış politika izlemiyor. Müesses nizamdan ziyade Arap sokağının sesine kulak veren bu yaklaşımın önümüzdeki on yıllarda farklı, belki de kalıcı bir etki meydana getireceği umulabilir.

Sayıdan Bazı Başlıklar:

Post-Osmanlı Coğrafyasının Kendi Kimliğini Oluşturma Süreci/ Öner Buçukcu

İç Savaş ile Bölünme Arasında Irak/ Harun Ersoy

Toplumsal Kirlenme (Tefessüh) ve Kirlenmeye Karşı Mücadele/ Burhanettin Can

Cumhuriyet İslâmcılığının Kurucularından Necip Fazıl Kısakürek/ Ercan Yıldırım

Ramazan Rahmet ve Mağfiret Ayı/ Abdullah Yıldız

İletişim: www.umrandergisi.com  

YEDİ KITA: TOPKAPI SARAYI HAZİNELERİ SATILDI MI?

Yedikıta, Topkapı Sarayı hazinelerinin başına gelen trajik hadiseler ile ilgili önemli bir dosya yayınladı. Osmanlı sultanlarından kalan ve milletimiz için büyük değer taşıyan hazineler, meğer gayrimeşru sermaye görülerek satılmak istenmiş.

Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi temmuz sayısında Topkapı Sarayı hazinelerini günümüze hangi badireleri atlatarak ulaştığını ortaya koyan dikkat çekici bir yazı yayınladı. Osmanlı Arşivi Uzmanı Kasım Hızlı’nın kaleme aldığı “Satılık Hazine” başlığını taşıyan ve “Topkapı Sarayı Hazineleri Satıldı mı?” sorusunu irdeleyen yazıda, Osmanlı sultanlarından yadigâr hazinelerin karşılaştığı içler acısı durum, belgeleriyle ve şahitlerinin de anlatımıyla ortaya konuluyor.

Makalede yer verilen; 28 Haziran 1924 tarihli Resmi Gazete’deki “Osmanlı Saltanat Ölmüştür Fakat Türk Milleti Bakidir” başlığıyla yayınlanan haberdeki “Osmanlı sultanlarının hazineleri milletin eline geçmiştir. Bunları gayrimeşru sermaye halinde korumaktansa satarak bedelleriyle şose, demiryolu ve limanlar yapmak daha uygundur.” cümleleri dönemin zihniyetini, tarihi hazineye bakışlarını açıkça anlatıyor.

Makalede ayrıca, Osmanlı Sultanlarının hazinelerine değer biçmek için çağrılan Avrupalı eksperlerin saraya hücumu ve yaptıkları değerlendirmeler, hazinelerin Anadolu’ya üç defa nakli ve saklandığı yerler, Sultan Dördüncü Murad Han’ın hatıralarının nasıl kül olduğu, İttihatçıların hazineye bakışları, müze müdürleri ile bazı gazetecilerin hazineleri sattırmamak için verdikleri mücadelelerin yanında İttihatçıların Arkeoloji Müzesi’ndeki eski eserleri satma girişimleri gözler önüne seriliyor.

Yedikıta Dergisi’nde Bu Ay

Yedikıta dergisinde bu ay; Tarihçi-Yazar Ömer Faruk Yılmaz’ın “Padişah Anneleri”, Yakup Emre’nin “Osmanlı Başlangıç Meridyeni Ayasofya’ydı”, Doç. Dr. Mustafa Gündüz’ün “Osmanlı’da Değerler Eğitimi”, Prof. Dr. Fatma Ürekli’nin “Ayvazovski”, Ertuğrul Özbilen’in “Merry Feast, Hünkarım!” ve Soner Demirsoy’un “Boynueğri Mehmed Paşa”, Osman Ilgın’ın “İstinat Duvarındaki Mezar Taşı”, Yasin Özkan’ın “Askerlere Teravih ve Vaaz İçin İlim Talebeleri Gönderilsin!” başlığıyla sunulan ve ilgiyle okunacak yazılar arasında yer alıyor.

“Tecrübe Konuşuyor” röportaj dizisinde ise tarih, sanat dünyasının tanınmış simalarından Türk Edebiyatı dergisinin genel yayın yönetmeni Beşir Ayvazoğlu’nun açıklamaları “Her Kütüphane Sahibinin Dünyasıdır” başlığıyla sunuluyor.

Yedikıta dergisi, temmuz sayısı ile birlikte “Beş Vaktin Davetgâhı Minareler” kitapçığını okuyucularına hediye ediyor.

İletişim: www.yedikita.com.tr

HAKSÖZ: IRAK’TA HALK İSYANI MALİKİ DİKTATÖRLÜĞÜNÜ SARSIYOR

Temmuz 2014 tarihli 280. Sayısıyla okurlarının karşısına çıkan Haksöz Dergisi, Irak’ta yaşanan süreci detaylarıyla yorumluyor. Dergide “çözüm süreci”ne ilişkin bir de soruşturma var.

“Kur’an’ın aydınlığına doğru” şiarıyla aylık yayınını sürdüren Haksöz’ün Temmuz 2014 tarihli 280. Sayısı çıktı. “Irak’ta Halk İsyanı Maliki Diktatörlüğünü Sarsıyor!” manşetiyle çıkan dergide Irak’ta yaşanan süreç bir dosya halinde işleniyor.

Irak’ta Sünni halkın Maliki iktidarına karşı isyanının arka planı, ABD işgali sonrası Irak, IŞİD ve IŞİD’in isyandaki rolü, isyan içinde yer alan direniş grupları ve mezhep savaşının nedenleri hem derginin Gündem’in de hem de Rıdvan Kaya, Bahadır Kurbanoğlu, Musa Üzer ve Murat Özer tarafından etraflıca değerlendiriliyor.

Irak’ın yanı sıra “çözüm süreci”ne de bu sayıda genişçe yer verilmiş. Yaşanan onca provokasyon ve kışkırtmalara rağmen barışa doğru yaşanan tarihî adım Murat Koç tarafından yorumlanırken sürece dair bir de soruşturmaya yer veriliyor. Soruşturmaya katılan Abdülhakim Beyazyüz, Ahmet Kaya, Erdal Eker, Fırat Toprak, Hamza Akdeniz, Mehmet Şat ve Sait Şahin çözüm sürecinin geldiği noktayı, eksilerini ve artılarını, PKK’nın bölgedeki baskılarını, konuya dair kısa ve uzun vadede atılması gereken adımları tartışıyorlar.

Mustafa Siel, hayatın içinde yer alan Allah’ın ayetlerine dikkat çekerek enfüsi ve afaki ayetleri nasıl okumak gerektiğini irdeliyor.

Ali Ekber Konuk, yeni çıkan kitapları dergi okuyucusunun gündemine taşımaya devam ederken; Bünyamin Doğruer ve Hatice Kübra Baytap şiirleriyle; Necmettin Asma karikatürüyle ve Ali Değirmenci de denemesiyle kültür-sanat ve edebiyat sayfalarına katkıda bulunuyorlar.

Derginin arka kapağı ise Sisi darbesinin birinci yıldönümü ve Rabia direnişiyle ilgili bir çalışmaya ayrılmış.

İletişim: www.haksozhaber.net

İLİM VE İRFAN: NEFSİMİZİN ORUCU, NEFSİMİZİN SECDESİ 

İlim ve İrfan dergisi Temmuz sayısında oruç ve nefs terbiyesini kapsayan önemli bir dosya yer alıyor. Bilhassa tasavvuf merkezli olarak gündeme gelen nefs terbiyesi kavramı Ramazan’la birlikte adeta farklı ve özel bir boyut kazanıyor. Zira sadece bedenin değil ruhun da orucundan bahseden irfan geleneğimizde nefs terbiyesi orucun sırları içinde özel bir öneme sahip oluyor.

Arifler dünyaya gönderiliş amacımızın Allah’ı tanımak yani marifetullah olduğunu bize daima hatırlatmışlardır. Buna göre şu yeryüzündeki baş görevimiz, ana ödevimiz, bizi var edeni tanımak ve onunla ilişkimizi güzelleştirmektir.

Arifler, Allah’ı tanımanın önündeki başlıca engelin nefsimiz olduğunu söylemektedirler. “Çıkar nefsi aradan, kalır geriye Yaradan” kelam-ı kibarı bunun ifadesidir. Şayet bir engel olan nefsimiz Allah’la aramızdan çıkarsa, biz Allah Teala ile karşı karşıya kalacağızdır.

Peki nefsimiz aradan nasıl çıkacaktır? Burada amaç onu yok etmek, onu öldürmek midir? Nefsi olmayan bir insan olabilir mi? İşte bu soruların cevabı İlim ve İrfan dergisinde bütün derinliğiyle veriliyor.

Oruç ve nefs terbiyesi, orucun asıl anlamı 

Dosya kapsamında Prof. Dr. Ahmet Ögke, Doç. Dr. Ahmet Albayrak ve İsmail Acarkan yazıları yer alırken, dosyanın anlam genişliği içinde farklı yazılar da oruç ve nefs terbiyesi kavramlarına yeni bir boyut kazandırıyor.

Prof. Dr. Ahmet Ögke, “Nefs Nedir, Nasıl Terbiye Edilir?” başlıklı yazısında tasavvuf sistemi içinde Kur’an-ı Kerim’den yola çıkarak oluşturulmuş olan nefsin mertebelerini bir bir ele alıyor ve açıklıyor. Nefsin yedi hali ayetler ışığında günyüzüne çıkarılırken aynı zamanda bu hallerin görünüşleri ve terbiye biçimleri üzerinde de görüşler dile getiriliyor. Nefs nasıl terbiye edilir, sorusunun cevabı olarak Prof. Ögke, şöyle bir girişle bu konuyu anlatıyor: “İlk basamaktan yedinci mertebeye doğru yol aldıkça nefsin cismiyet, karanlık ve yoğunluk özellikleri azalarak nefs, derece derece ruhanilik, nuranilik ve latiflik kazanır.”

Doç. Dr. Ahmet Albayrak ise, nefsi öldürmeli miyiz, sorusu etrafında nefsin öldürülmesi değil terbiye edilmesi önündeki temel eğilimi titiz bir yazıyla dikkatlere sunuyor. Nefsin bizim için çok büyük imkan olduğuna vurgu yapan Doç. Albayrak, “İlahi inşirah ile nefsimizin farkına varabildikçe ve onu tezkiye edebildikçe iman ehli haline gelebiliyoruz; nefsimizi son mertebede ruhumuzla bütünleştirebildikçe de hakikat ehli olabiliyoruz. Nefsimiz olmasaydı bu kutlu tecrübeleri yaşayabilir miydik?” diyor.

İsmail Acarkan ise yazısında orucun nefsimizi aslında döndürdüğünü belirtiyor. Acarkan, Ramazan’ın fıtratımız olduğunu belirttiği yazısında, orucun halk âleminden Hakk’a dönüşümüzü gerçekleştirdiğini ifade ediyor. “Midemize oruç tutturduğumuz gibi duygularımıza da oruç tutturmalıyız. Kin, kıskançlık, hırs, affetmeme, küçümseme, gelecek kaygısı, üstünlük ve kibir gibi fıtrattan olmayan tüm duygulara karşı oruçlu olmalıyız.” diyen Acarkan orucun manevi bir terbiye, nefs terbiyesi yönüne özel vurgu yapıyor.

Derginin orta sayfalarında düzenli olarak sohbetleri yer alan Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi ise Ramazan-ı şerifin arınmak için büyük bir fırsat olduğunu ifade ediyor. Şüphesiz Ramazan sıradan bir ay değil. Kur’an-ı Kerim ve diğer semavi kitaplar bu ayda indirilmiş. Müfakatımızı Cenab-ı Hakk’ın takdir edeceği oruç ibadetimizi bu ayda yerine getiriyoruz. Hayat nizamı, ibadetler ve Allah’a kulluk görevimizde bizlerin Ramazan’la birlikte yeni bir boyuta geçmemiz gerektiğine işaret eden Şeyh Muhammed Muta’ Haznevi, “Kardeşlerim, eğer biz İslam’ın ahlakıyla ahlaklanmıyor, kendimizi düzeltme yoluna gitmiyor ve nefsimizi ıslah etmiyorsak orucumuzun ne yararı olabilir ki? Nice oruç tutanlar vardır ki, oruçları sadece aç kalmaktan ibaret kalmıştır.” ikazından sonra, “Akıllı insan taat, ibadet ve iyilik yaparak bu ayı ganimet olarak değerlendirir, kıymetini bilir. Gaflet ve hevasatla kaybetmez. Çünkü bu ay paha biçilmez bir fırsattır. Sayılı olan bugünlerin değerini bilir.” diyor.

Din yaşayarak öğrenilir, öğrenilerek yaşanır  

Dergide dikkat çeken yazıların başında Rabia C. Brodbeck’in kaleme aldığı “İslam’ın Hayatıma Kattığı Anlam” başlıklı yazı yer alıyor. Bu yazı, Rabia Hanımın hidayete ermesini, İslam’la müşerref olmasını hem hadise hem de duygu yönüyle çok etkili bir biçimde ortaya koyuyor. “Allah Teala insanı yaratırken ona kendisini tanıma ihtiyacı vermiştir. Ademoğlu, İlahi şuur ihtiyacı içerisindedir, kalp gözüyle görme, ahiretin tatlı kokusunu içine çekme, asli yuvasına dönme ihtiyacı içerisindedir. Bu insan nefsinin en büyük özlemidir.” diyen Rabia Hanım halen de yaşamakta olduğu irfani hayat çizgisine ait pek çok güzelliği bu yazıda kalplere sunuyor. Rabia Hanım ilk duygularını şöyle ifade ediyor, “İslam diniyle ilk defa karşılaştığım zaman beni etkilen şey; güzel insan değil, insanın güzellikleri, insandan tecelli eden cemalulluah, insanın gizli hazinesidir. Hidayet nurunu idrak ettiğimde, zerre kadar Muhammedi varlığı tattığımda sarhoş oldum.” Müslüman olduktan altı sene sonra Türkiye’ye hicret ettiğini belirten Rabia Hanım, bunun tarihi cevabını şöyle veriyor: Din yaşayarak öğrenilir ve öğrenilerek yaşanır.

Prof. Dr. Süleyman Uludağ imzasını taşıyan “İlim Nedir Ne Değildir?” başlıklı yazı, ilim kavramına yeni bakış ve yorum getiriyor. Bu kavramın tarihi süreç içinde nasıl anlam kazandığını anlatan Prof. Uludağ, Kur’an’da hadislerde en fazla ilim üzerinde durulduğunu, bilenlerin ve alimlerin övüldüğünü, cahiliye döneminin İslam’la birlikte kapandığını vurguluyor. Bugünkü anlamda bilim-ilim ilişkisine de değinen Prof. Uludağ, İslam’da asıl makbul olan ilmin Hakk’a ulaştıran ilim olduğunu beyan ediyor. Tasavvuf ve ilim ilişkisine değenin Prof. Uludağ, sufilere göre ilmin, Kur’an’da hadislerde anlatılan, sahabe ve tabiin tarafından anlaşılan ilim olduğunu belirtiyor.

Kutbeddin Akyüz imzasını taşıyan ve bir alim ve arif-i billah olan Seyyid Taha-i Hakkari Hazretlerinin portresini sunan yazı bu sayıya özel bir önem katıyor. Nakşibendi-Halidi silsilesi içinde çok önemli bir mevkide bulunan Seyyid Taha Hazretleri manevi kimliğinin yanında dönemindeki, sosyal ve bölgesel meselelerde daima yapıcı görev almış, toplumsal barışın temininde önemli roller üstlenmiş bir gönül adamı olarak biliniyor. Anadolu’da Nakşibendiliğin Halidiye kolunun yayılmasındaki vazifesi ise bugün içinde ayrı ve özel bir değere sahip. Şemdinli’de bulunan kabr-i şerifi bölgenin önemli maneviyat merkezlerinin başında geliyor.

İlim ve İrfan dergisinin Temmuz sayısında yer alan diğer yazılar ise şöyle: Prof. Dr. Ali Akpınar, Talut Kıssası: Dua, Sabır ve Zafer; Mona İslam, İnsan Neden Bayram Eder?; Yrd. Doç. Dr. Cüneyt Gökçe, İnanılmaz Kampanya; Said Yavuz, Hikmete Ayna Tutmak; M. Nezihi Pesen, Kırkambar ve Kemal Özer, Sade İftar Sade Sahur.

Her ay usta çizer Hasan Aycın’ın çizgileriyle gönül dünyamıza yeni pencereler açan İlim ve İrfan dergisi Ailemiz ekiyle birlikte okuruna yeni bir nefes sunuyor.

İletişim: www.ilimveirfan.com.tr

İTİBAR’DAN AYŞE ŞASA İÇİN ÖZEL BÖLÜM

İtibar’ın 34. sayısı olan Temmuz sayısında Ahmet Edip Başaran ve Samed Karataş’ın, iki önemli şair; Osman Konuk ve Süleyman Çobanoğlu hakkında yazdığı inceleme yazıları öne çıkıyor.

İbrahim Tenekeci yönetiminde aylık olarak yayınlanan İtibar, her zamanki gibi usta çizer Hasan Aycın’ın çizgisiyle açılıyor. Hemen arkasından Cevdet Karal’ın “Benim İçin Yazdığını Okudum” şiiri geliyor. Derginin şiir sayfaları Emel Özkan’ın “Bankalar Caddesi” ve Suavi Kemal Yazgıç’ın “Tahta At” şiirleriyle devam ediyor. Bu sayının diğer şairleri ise, Yusuf Özkan Özburun, Berat Demirci, Mehmet Aycı, Mustafa Muharrem, Dilek Kartal, Tuba Kaplan, Hakan Kalkan, Murat Küçükçifci, Gökhan Ergür, Murat Koparan, Mehmet Narlı, Mustafa Köneçoğlu, Nadir Aşçı, Ebru Bulut, Rıdvan Tulum ve Ali Emre. Bu sayının arka kapak şiiri ise Sadık Altan’a ait “Buruk Rivayet”.

Temmuz sayısının öykü sayfaları Güray Süngü’nün “Stultifera Navis”iyle açılıyor. Muhsin Macit’in “Balkon”, Yıldız Ramazanoğlu’nun “Leyla”, Akif Hasan Kaya’nın “Si-Yah-Ma-Vi”, İsmail Isparta’nın “Alamut” ve Meryem Betül Altuntaş’ın “Kuyu” öyküleri bu sayının diğer öyküleri.

Süleyman Çobanoğlu ve Osman Konuk Yazıları

İtibar’ın Temmuz sayısında Ahmet Edip Başaran, Osman Konuk şiiri hakkında uzun soluklu bir yazı yazmış. Başaran, “Benmerkezciliğin, kişisel gelişim zırvalıklarının, menfaat şebekelerinin çok kazandığı bir çağda Konuk, bu güç gösterisinin parodisini yapar.” diyor. Bu sayının öne çıkan diğer bir yazısı ise Samed Karataş’ın Süleyman Çobanoğlu şiiri yazısı. Karataş, önemli tespitlerde bulunuyor: “Dilin her türlü olanağını kullanmış olarak görüyoruz Çobanoğlu’nu. Hareketli, hızlı, samimi, sıcak vb. Bunları yapmak, Türkçe’nin yiğit bir dil olmasıyla alakalı bir durum.”

Ayşe Şasa Özel Bölümü

Geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz değerli senarist Ayşe Şasa ile ilgili özel bir bölüm de var İtibar’ın bu sayısında. Tarık Tufan, Serdar Arslan, M. Fatih Kutan ve İbrahim Tenekeci, Ayşe Şasa hakkındaki yazılarıyla dergiye katkıda bulunuyorlar. İstikrarlı yazıları ile dikkat çeken İhsan Fazlıoğlu, bu sayıya “Güzel Öz’ün Göze Gelmesidir” adlı yazısıyla katılıyor. Düzenli olarak İtibar’da yazmayı sürdüren Rasim Özdenören “Basitin Ardındaki Derin Gerçeklik”, Turan Koç “İslam Düşüncesinin Estetik Boyutu”, Hüsrev Hatemi “Kelimeler Dolu Gibi Yağar Bazen”, Kemal Sayar “İnsan İnsanla Çoğalır”, Cihan Aktaş “Konuğuna Sahip Çıkamayan Otel”, Leylâ İpekçi “Yaz Yağmurunda Sırılsıklam” başlıklı yazılarıyla derginin düşünce ve deneme sayfalarında yer alıyorlar. Mustafa Ruhi Şirin, Mehmet Dinç, Ercan Yıldırım, Murat Erol, Sait Mermer, Saadettin Acar, Sadık Koç, Soner Karakuş ve Orhan Özekinci yazılarıyla İtibar’ın Temmuz sayısına katılan diğer isimler.

İletişim: www.itibardergi.com      

MAHALLE MEKTEBİ’NİN DOSYA KONUSU: “HARFLER”

Mahalle Mektebi’nin 18. sayısı çıktı. Tuna Akçay imzalı bir kapakla çıkan derginin; üçüncü yayın döneminin son sayısında dosya konusu bu kez “harf”ler. Zeki Ömer Defne’nin “Dünya bir elifbâ: dolu harf ile / Her seste bir başka ifşa var dile” mısraların satır satır işlendiği bu sayıda yine dolu dolu şiir, öykü ve deneme yazıları bulunuyor.

Bu Sayının Şairleri

Toplam 16 şiirin bulunduğu bu sayıda ilk sırada Ömer Korkmaz’ı görüyoruz. 100.000’de bir ihtimalin sorgulandığı, aslında ihtimallerin o kadar da uzaklık bildirmediği şiir, herkese kendi acısını sorgulatıyor. Nergihan Yeşilyurt, Yunus Emre Altuntaş, Dursun Göksu ve Yağız Gönüler gibi isimlerin şiirlerinin bulunduğu dergide diğer şairler ise şöyle: Muhammed Faruk Özcan, Sümeyye Betül, Hakan İsfa Şahin, Şafak Tarhan, Afra Kutluğ Benli, Mehmet Sabi Bahçeci, Ertuğrul Demir, Ferhan Kaplan, Nuray Akkaya, Yunus Baysal ve Ertuğrul Rast.

Bu Sayının Öykücüleri

Ahmet Demir’in bir çizgisinin bulunduğu Mahalle Mektebi’nin 18. Sayısında öykü kısmında usta isimler göze çarpıyor. İlk sırada Köksal Alver’in “Heykel” isimli öyküsünü okuyoruz. “Uzaklara dalan bir insanın gözlerinde beliren masumiyetin kırıntısı bile yoktu bakışlarında” diyen Ahmet Sarı “Donuk Bir Bakışın Ardında Yatanlar”ın öyküsünü yazmış.  İsmail Özen’in “Sakallı Raif”, Numan Altuğ Öksüz’ün “Sarı Hayal”, Safiye Gölbaşı’nın “Kendim’le Ben”, Hüzeyme Yeşim Koçak’ın “Kuş Sesleri”, Betül Ok’un “Duvardaki Kilim”, Mustafa Alperen Mercan’ın “Ekmek Tekmesi”, Ali Güney’in “Kuyuya Düşer Gölgeler” ve Medine Yıldız’ın “Kör Adam Deklanşöre Bastığında” isimli öyküleri bu sayının diğer öyküleri.

Dosyada

Aram ChaledRes’in çalışmaları ile dosyaya giriş yapılan dergide, Seyfettin Kurt’un “Matbaa Hurufatının Serencamı” isimli yazısı ile “harf” dosyasına giriş yapılıyor. Bekir Şahin “Hurufattan Taş Baskıya Osmanlı” yı anlatıyor. Har surettir, harf meziyettir, harf hikmettir diyen Senem Gezeroğlu’nun “Harf Medeniyettir” isimli yazısı ile devam eden dosyada; Nurullah Koltaş’ın “Yahudi Mistisizminde Harf”, Fatih Özkafa’nın “İslam Medeniyetinin Sembol Harfi Olarak ‘Vav’” , Ömer Lekesiz’in “Nefes-Harf-Nefis”, Ali Bektaş’ın “Noktaviler”, İbrahim Kunt’un “Hurûfîlik” ve “İlginç Ebced Örnekleri”, Hale Sert’in “Bir Gösterge Olarak Osmanlıca Kelimeler ve Ahmet Hâşim”, Hale Sert’in  “Gölgem” ve Mustafa Kara’nın “Ulu Camiinin Harfleri Bize Ne Söylüyor?” başlıklı yazılarını görüyoruz.

Söyleşi/Deneme/Kitap

Muhammet İkbal Şenol’un Mısırlı Zehra ile yaptığı söyleşiye yer verilen dergide İslam Coğrafyasının nabzı tutulmaya devam ediliyor. İbrahim Alan’ın “Dolaştım Mülk-i İslamı Bütün Viraneler Gördüm” başlıklı yazısı ile denemelere geçtiğimiz derginin bu sayısında, Mahalle Mektebi ile özdeşleşen “Cümleler” ile Vefa Taşdelen’i görüyoruz. Gündem futbolken Emre Tan “94 Dünya Kupası” başlıklı yazısı ile futbolun sadece futbol olmadığını bize bir kez daha hatırlatıyor. Ebuzer Şamil’in “Absurdite”, Hanife Özyer’in “Sessiz Şehirler” başlıklı yazılarıbu sayının diğer deneme yazıları.

Kitap yazılarında ise Mehmet Kahraman, Necip Tosun’un “Ansızın Hayat” isimli kitabını ve Merve Koçak Kurt’un “Ellerin Mavi Kelebek” isimli kitaplarını inceliyor. Ali Güney’in Mustafa Çiftçi’nin “Bozkırda Altmışaltı” isimli kitabını incelediği bu bölümün sonunda yine Ahmet Aksoy’un “Son Kuşlar’dan Yeşilçam Günlüğüne” isimli sinema yazısını görüyoruz. Ayşe Şasa senaristliğinin izleklerini okuduğumuz yazıda sinema tarihimizden ilginç anekdotlar aktarılıyor.

İlkini 17. Sayıda gördüğümüz “Mektep Konuşmaları” nın ikincisine yer verilen derginin bu sayısında ilgi çekici bir başlık tartışılıyor: “Popüler Kültür ve Yüksek Kültür Savaşı”nı konuşan Ertuğrul Rast, Abdullah Kasay, Emre Tan ve Ömer Korkmaz; Ortega y Gasset, Gramsci, St. Simon, Mattew Arnold, Charles Taylor ve Yunus Emre gibi isimlerin geçtiği ilginç bir “kültür tartışması” gerçekleştirmişler. Son olarak ‘Hayat Edebiyat’başlıklı köşede derginin kültür faaliyetlerine dair haberler yer alıyor.

İletişim: www.mahallemektebidergisi.com

MAVİ YEŞİL DERGİSİNİN 88. SAYISI YAYINDA

Rize’de 15 yıldır aralıksız yayımlanan ve ülkemizin hemen her şehrine ulaşan Mavi Yeşil dergisi Temmuz-Ağustos 2014 tarihli 88. sayısıyla okurlarının karşısına çıkıyor. Yerel yönetim seçimlerinin heyecanı henüz geçmişken cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde zengin bir içerikle okurlarıyla buluşuyor dergi. Türkiye, ülke olarak, kültürü ve sanatı önceleyen bir ülke olmak sınavında oldukça güç durumda ancak edebiyat, varlığını insanla sürdürüyor. İnsan ki var, sanat ve edebiyat da var oluyor; Mavi Yeşil dergisi de okurlarıyla birlikte var olmayı sürdürüyor. Esra Dicle Başbuğ, bu sayının açılış yazısında Haldun Taner çevresinde iktidar ve tiyatro ilişkisini yazdı. Hüseyin Alemdar, edebiyatımızın içinden yeni ve sesler ve yüzler getirdi okura. Fırat Caner, mektup yazılarıyla yeni bir eleştiri dilini sunuyor. Maksut Yiğitbaş, genç şair Burak Köse’nin “Kuşlar Kaderle Uçar” adlı şiir kitabını; Nesrin Aydın Satar, bir dönem için önemli Şafak adlı romanı; Halil Sercan Koşik ise Can Şen’in yeni yayımlanan Asaf Halet Çelebi incelemesi kitabını değerlendirdi. Zeynep Sunay Şahin, “Farzet ki Dönemedim” kitabının yazarıyla konuştu. Yiğit Tornacı, Altay Taşkın, Ertan Alp, Tan Doğan, Barış Kahraman ve Sinan Şanlıtürk, bu sayımızın şairleri. 88. sayının tek öyküsünü Selim K. yazdı.

Yeni bir sayıda görüşmek umuduyla…

88. Sayının İçindekiler:

Tiyatro ve İktidar Eleştirisi / Esra Dicle Başbuğ… 2

Sait’e Mektuplar / Fırat Caner… 6

Aksine / Furkan Yiğit Tornacı… 8

Şafak ve Sancılı Karakterleri / Nesrin Aydın Satar… 9

Davam / Altay Taşkın… 10

Dursun Ali Sazkaya ile Söyleşi / Zeynep Sunay Şahin… 11

Üç 13! / Hüseyin Alemdar… 16

Burak Köse’nin Şiiri, Kuşlar Kaderle Uçar / Maksut Yiğitbaş…22

Kadın ve Şiir / Ertan Alp… 24

Sönük Fener / Tan Doğan… 26

Dönüşüm / Barış Kahraman… 27

Âsaf Hâlet Çelebi’nin Şiirlerinde Şahıslar / Halil Sercan Koşik… 28

Aslında / Sinan Şanlıtürk…  30

Eski Çarşı / Selim K. …31

İletişim: www.maviyesildergisi.com

GRANADA EDEBİYAT DERGİSİ’NDE NELER VAR?

Granada Edebiyat Dergisi, Soma’da hayatını kaybeden madencilere adadığı 8-9. sayısını, basılışının 100. yılı nedeniyle James Joyce’un Dublinliler eseri üzerine hazırladığı bir dosya ile sunuyor okurlarına.

Deniz Bozer, Şaban Sağlık, Mustafa Zeki Çıraklı ve Mustafa Bal bu dosyanın yazarları. “İrlanda-İngiltere Çatışmasında Bireyin Geriliminin “Suretler”‘de Yansımaları” başlıklı yazısında Bozer okuyucuyu İrlanda-İngiltere gerilimi hattında bir politik-tarih yolculuğuna çıkarıp Joyce’un milliyetçi bir bakışı olup olmadığı ile ilgili değerlendirmelerde bulunuyor. Ardından Dublinliler’deki “Suretler”‘de yaşanan İrlanda-İngiltere gerilimini başkarakter Farrington’ın yaşadıkları üzerinden okuyucuya sunuyor. Sağlık “Joyce’u Bedbaht Eden Melâl Yahut “Devlet”ten Kovulanların Kendi Şehirlerini (Devletlerini) İnşa Edişi” başlıklı yazısında birey (muhalefet) – devlet (iktidar) ihtilafı arasındaki kaçınılmaz çarpışmayı, bu çarpışmada sürekli yenilen durumunda olan bireyin sürekli yanında konumlanan sanatçıyı/şairi, Joyce’un Dublinliler’inin gelenekle-yeni arasındaki çatışmayı bundan tam 100 yıl önce ortaya koymuş bir eser oluşunu, Dublinliler’de Joyce’un genç bireyleri ezen iktidarı “İrlandalılık” veya “eski” olarak kodlayışını, Joyce’un Dublinliler’de, hikâyelerin satır aralarında ezilen gençlerin özgürlük arayışlarını anlattığını, güncel olanla tarihsel olanın zıtlığını, Dublinliler’in Türk edebiyatındaki paraleli eserleri ve şehir kavramını el alıyor. Mustafa Zeki Çıraklı “Naratolojik Bilince Sahip Sanatçının Kaleminden Dublinli Genç Kadının Portresi: ‘Eveline’” başlıklı yazısında anlatı-bilimsel bir bakış açısıyla irdeliyor eseri. Yazınsal anlatıların görsel boyutlarının önemine vurgu yaparken hikâyede odaklama tekniğinin önemi, zaman geçişleri ve kronolojinin kırılması ile algı ve düşüncelerin odaklama yoluyla aktarılması açısından dikkate değer bir eser olduğunu vurguluyor “Eveline”‘in. Mustafa Bal’ın Mart 2014’te Palto Yayınevinin novella dizisinden çıkan – James Joyce’un Dublinliler’deki son ve en uzun hikâyesi – Ölüler çeviri kitabının sunuş metnini de “Ölüler: Joyceçanın Türkçesi” başlığı ile hem eserin ülkemizdeki mevcut bir çevirisine olan eleştirisi hem de hikâyenin dokusuyla ilgili değerlendirmeleri nedeniyle önemli buluyor ve alıntılıyoruz.

Bu sayının şairleri Cahit Koytak, Enis Batur, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Berrin Karakaş, Ali Asker Barut, Mus¬tafa Bal, Erkan Karakiraz, Mustafa Uysal, Ömer Aksay, Doğacan Onaran, Serkan Ozan Özağaç, Nazê Nejla Yerlikaya, Zafer Zorlu, Fatma Yeşil ve Elif Zengin. Çeviri şiir ise Burhanettin Tatar çevirisiyle Giocomo Leopardi’den.

Bu sayıda öykücüler Remzi Karabulut, Mesut Barış Övün, Seyit Göktepe, Orçun Ünal, Engin Özkol, Eylül Dilara Deniz, Emrah Bilge Merdivan, Emrah Yolcu ve Şengül Can. Çeviri öyküler Merve Yalçın çeviri¬siyle Henry van Dyke, Zeynep Z. Atayurt çevirisiyle Wilkie Collins’ten.

Her biri birbirinden özel söyleşiler yer alıyor bu sayıda. Enis Batur, Orhan Pamuk, Rasim Özdenören, Murat Gülsoy, Ayşe Şasa ve Servet Gün¬doğdu söyleşilerini ilgiyle okuyacaksınız. Ve elbette Hayal Hanım’ın ‘Kürk Mantolu Madonna’nın isim¬siz anlatıcısının, siyah kaplı defterini yakmasını bir gün sonraya ertelemek suretiyle edebiyat dünyamıza kazan¬dırdığı naif karakterlerden Raif Efendi ile söyleşisini…

“Bir Gün Bir Kitap Okudum ve…” köşesinde Feyza Hepçilingirler konuk edilmiş. “Büyülü gerçekçilik” dünyasını anlamak isteyenler için önemli saptama¬lar içeren Marquez’in ölümünün ardından yazılmış ve ses getiren Salman Rushdie yazısı dergide dikkat çekici yazılardan. Abdullah Şevki günümüz edebiyatında ön plana çıkan bir sorunu “Edebiyat Ajanlığı ve Kültürel İşlevi”ni yazmış. Ömer Erdem, Mektup köşesinden zarfsız kuşlar uçurmaya devam ediyor. Zeynep Z. Atayurt’un çevirisini de yaptığı Wilkie Collins’in “Volpurno – or the Student” öyküsü üzerine yazısı Collins üzerine yapılan araştırmaların güncelliğinin hala sürdüğünü ortaya koyuyor.

Bu sayıda Servet Gündoğdu’nun yeni çıkan Alaca¬karanlık Düşleri isimli şiir kitabı üzerine Burhanettin Tatar ve Mustafa Bal’ın iki önemli yazısı ile Serkan Ozan Özağaç’ın Gündoğdu ile yaptığı söyleşiden oluşan küçük bir dosyaya daha yer verilmiş.

Granada her sayıda olduğu gibi yine yalnızca senin için açılıyor…

İletişim: http://www.granadakitap.com/sayfa.aspx?mid=60

DİL VE EDEBİYAT: KARIŞIM/MELEZ KİMLİKLER

Dil ve Edebiyat, bu sayısında Üzeyir İlbak’ın kaleminden modernleşme ve küreselleşme süreciyle belirginleşen kimlik arayışlarını ele alırken; Doğan Hızlan’ın Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği’ndeki konferansından hazırlanan “Edebiyat ve Eleştiri” başlıklı bir metnine de yer veriyor. Ahmet Meral “Eğitim Serüvenimiz”, Yusuf Akçay “Mitolojiden Milliyetçiliğe Dil” başlıklı yazıları ve İbrahim Kaya “Düğün” adlı hikâyesi ile dergide yer alıyorlar.

M. Atilla Maraş’ın Metin Önal Mengüşoğlu biyografisi ile devam eden dizi yazısı ve Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in Ramazan üzerine değerlendirmeleri de Temmuz sayısında geniş yer tutuyor. Dil ve Edebiyat dergisinin bu sayıdaki şairlerinden bazıları ise şunlar: Rasim Demirtaş, Hasan Suver, Nevzat Bayhan, Ethem Erdoğan…

Karışım/Melez Kimlikler

Dil ve Edebiyat dergisinin Temmuz sayısında kapağa taşınan ve geniş hacmi ile dikkat çeken “Bir Kimlik Arayışı: İslam ve Müslümanların Dünyasına Kimlik Ekseninde Bakmak ‘Ben Kimim?’ başlıklı yazısında Dil ve Edebiyat dergisi Genel Yayın Yönetmeni Üzeyir İlbak; Türkiye’de kimlik tartışmalarındaki ana kırılma noktalarına değindikten sonra yakın zaman içinde ortaya çıkan karışım/melez kimliklere odaklanıyor. İlbak, kimlik sorunlarının Tanzimat’la başladığına dikkat çekerek, Tanzimat’ın medeniyetimizle kurduğumuz aidiyet ilişkisini bozduğunu, üst kimlikleri Müslümanlık olan kesimlerin etnik milliyetçilik üzerinden ayrıştırılarak birbirine düşürüldüğünü belirtiyor. Bu kırılmanın derinleşerek devam ettiği tarihî sürecin küreselleşme ile kazandığı farklı boyutlar üzerinde de durulan yazıda, küreselleşme ile başlayan yeni sömürgeleştirme ve pop kültürle üretilen konfeksiyon kültürün meydana getirdiği kimliklerin “İslami kesimde yeni/alışık olmadığımız kimlik krizlerine ve tanımlanamayan kimlikler edinilmesine sebep oldu”ğu tespiti yapılıyor. Küreselleşme sürecinin dini izafileştirdiği ve kişiye özel kıldığı; bunun sonucunda da dindarlık ve dinî yaşama biçiminin kimi zaman bir gösteriye dönüştüğü vurgulanıyor.

İlbak şöyle diyor: “Bireyselleşen dindarlık seküler-pragmatist yeni tipler ve kimlikler üretti. Metalaşan gündelik hayat, dinin en temel tehdidi olmaya başladı. Tüketim kültürünün hakim olduğu, meşruiyetine bakılmaksızın sınırsız kazanma/harcama fikrine odaklanan ve hayatın anlamını hedonizmde arayan yeni köksüz zengin, dinî hayatını kaynaklardan mahrum masalcı, menkıbeci ve Mesihçi geleneği dayatan cinci-dinci hocaların öğretileriyle meşrulaştırma çabasındadır. Bu hayat ve tercih biçimi dinî yaşantıyı olumsuzlamakta ve kimlik krizini seküler yaşama biçimine oranla büyük ölçüde aşındırmaktadır.

Küreselleşme ve çılgınca zenginleşme sürecinde din, geçmişte özdeşleştiği medeniyet, kültür, tarih ve gelenekten özgünlüğünü zayi ederek İslami öz ve değerlerden kopma tehlikesiyle karşı karşıya kalmaktadır.”

Modernleşme ve küreselleşmenin İslami kesime mensup bireylere yeni bir ‘kimlik’ dayattığının altını çizen İlbak; bu kimliğin “Batılı-kapitalist yaşam ve ilişki biçimlerini kimliklerindeki İslami unsurla birleştirdiğini” ve “‘melez/gri /karma /senteze dayalı’” zıtlıklar ve çelişkilerle dolu bir süreci inşa ettiğini söylüyor.

Edebiyat ve Eleştiri

Doğan Hızlan’ın Haziran ayı içerisinde Türkiye Dil ve Edebiyat Derneğinde yapmış olduğu Edebiyat ve Eleştiri başlıklı konferans da Dil ve Edebiyat dergisinde yer alan önemli metinler arasında yer alıyor. Hızlan, eleştirinin ne olduğu, edebiyat eleştirisine nasıl bakıldığı, eleştiri yöntemlerinin neler olduğu üzerinde genişçe duruyor. Hızlan’ın altını çizdiği konulardan biri de edebiyat eleştirisi ile edebiyat tarihi arasındaki ilişki: “Bir eleştirinin sağlam ve tutarlı olması için, öncelikle eleştirmenin edebiyat tarihini iyi bilmesi gerekiyor. Bizde bazen edebiyat tarihi ile eleştiri birbirine karıştırılıyor. Eleştiri, ne olursa olsun, bugünün bir değerlendirmesini yapar; ama eseri yazanın tarihî süreç içindeki yerini de gösterir.” Doğan Hızlan, eleştirmenin edebiyat tarihi ile kurduğu sıkı ilişki gibi güncel gelişmeleri de takip etmesi popüler yayınları, eğilimleri gündemine alması gerektiğini de söylüyor. Hızlan, çok yönlü ve farklı alanlarla irtibatlı çalışma disipliniyle yapılmış edebiyat eleştirisine ihtiyaç duyulduğunun da altını çiziyor.

İletişim: www.tded.org.tr

GENÇ DERGİ: RAMAZAN MOLASI

Genç dergi Temmuz ayı sayısı yine zengin içerikle karşımızda.  Genç Dergi Temmuz 2014 sayısının içeriklerini şöyle anlatıyor…

Dergi Editör’ün yazısı ile başlıyor: “Oruç Yediliği Unut, Tam Yedi Oruç Tut!” diyor kendisi; Afrika yollarına düşen 100 GENÇ Gönüllü’den de bahsediyor…

Sorduk-Öğrendik köşesinde Süleyman Ragıp Yazıcılar, sizlerden gelen soruları ve Genç hakkında merak edilenleri cevaplamaya devam ediyor.

Köşk seçimleri, Gezi Olaylarının yıldönümü, ‘olmadığımız’ Dünya Kupası, Ramazan ayı ve gündemimizi yeni yeni meşgul eden büyük tehdit Bonzai… İbrahim Özkahyaoğlu’nun hazırladığı “Türkiye Gündemi” yine dolu dolu.

Beytullah Demircioğlu’nun hazırladığı “Dünya Gündemi”, sallanan Ortadoğu’daki sorunlara yoğunlaşmış. IŞİD-Amerika-Irak-Suriye ve tabii ki Türkiye çemberi; ayrıca yeniden çizilmek istenen Ortadoğu haritası…

“Dosya” konumuzu Mehmet Lütfi Arslan hazırladı. Her devrin ve her dönemin modası var artık… “Öyleyse bu mübarek ayın da modası olmalı” dediğimiz bu sayımızda “RAMAZAN MODASI” diyerek çıktık.

Haşim Akın, “Ramazan Reçetesi” başlıklı yazısında Ramazan ayında ve oruçlu iken yapılması gerekenlerden, olunması gereken hâllerden bahsediyor.

“Fütûhat-ı Medeniyye Yolculuğu” adlı köşesinden seslenen Yusuf Kaplan, “Fütûhat-ı Ramazan: Ramazan Medeniyeti Şiiri” başlıklı, Ramazanın tabiat-hakikât ilişkisi ve felsefi derinliğine ilişkin bir yazı yazmış.

Bu ay ecdadımızın silinmeyen izler bıraktığı Arnavutluk’tan seslenen Seyyah yazarımız Adem Özköse “Berat, Kuruya ve İşkodra Yollarında”…

Asım Gültekin’in bir isteği var okurlarından: “Zulümle kendimize gelmeyi bırakalım artık”. Dünyadaki Müslümanlara yönelik zulümler ve diğer Müslümanların buna olan tutumuna yönelik bir eleştiri: “Öldürüldükçe Ümmeti Hatırlarız Biz!”.

Klinik-Psikolog Mehmet Dinç, “Görmeden Olmaz” diyor; “İnsanlar trafikte anlayışsız oluyorlar, sosyal medyada saygısızlık yapıyorlar. Çünkü buralarda kurdukları iletişimi insanla değil makinayla kuruyorlar. Mesajın gittiği yer insan da olsa muhatap ilk elde makine olduğundan algı da makineye yönelik tepki geliştiriyor”.

Neredeyse her inançta bir “mehdi” kavramı var ve bu kavram hep farklı farklı, başka başka düşüncelerle yorumlanıyor. Sinan Özgenç’in öğretici bir şekilde ele aldığı bu konudaki yazısının başlığı: “Bil Bakalım Hangisi Mehdi?”

Değerli yazarımız Halit Yasir Özoğul’un kurduğu “Kelebek Etkisi”nin bu ayki başlığı “Geçti Pozun Pazarı, Sür Eşeğini Selfie’ye!”.

Harun Kırkıl kendine özgü üslûbuyla bir mektup hikâyesi anlatıyor. ”Mektûbât-ı Abuzüddin Fenârî”

Hasan Yavuz Uğurlu’dan “Seyfiye Neslinden Selfie Nesline Özgüvenin Yitirilişi” başlıklı bir muhasebe ve eleştiri yazısı…

Fotoğrafı sadece bir cihaz, makine mi çeker? Mesela kalp hiç fotoğraf çeker mi? Rabia Gülcan Kardaş bu soruya cevap veriyor: “Kalbin Çektiği Fotoğraflar”.

“Zamansız Düşünceler” adlı köşesinde Mesut Kaya, “Yeni Fetihlerin Anahtarı” diyerek, geçmiş muhasebesi yapıyor ve bir yönetim tefekkürü sunuyor…

Aslı Toprak sinema köşesinde İkinci Dünya Savaşı sırasında Almanya’da Liesel adındaki bir kız çocuğunun başından geçenleri anlatan romanın beyaz perdeye aktarılmış hâlidir The Book Thief (Kitap Hırsızı): “Kelimelerin Gücü”

Osman Nuri Topbaş Hoca Efendiden tadına doyum olmayan, manevi iklimimize hitap eden ve mümin olmanın sırlarını veren bir yazı: “Mü’min’in Kulluk Hayatı”.

Alican Tatlı’nın “Can Damlaları” köşesinde Ashab-ı Kiram’ın hayatından eşsiz lezzette hikâyeler var.

Hüseyin Küçükali’nin hazırladığı “Bir Nefes Sıhhat” adlı köşesinde yine hastalıklara ve toplum nezdindeki yansımalarına değiniyor: “Gönlün Kimdeyse Onu Koru”.

“Hakikati ve ona dayanan değerleri, bir menbadan doğan ve yol boyunca yeni katılımlarla bir büyük nehre dönüşen ve nihayet deryaya doğru yol alan bir akarsuya benzetebiliriz”. Dr. Adem Ergül’den gönlümüze dokunan bir yazı: “Kökü Olmayanın Gövdesi de Olmaz”.

Bagomoyo Afrika’da köşesinde Ayşegül Genç, Afrika’daki hayattan birbirinden önemli şahsiyetlere uzanıyor.

Mehmet Emin Gül, yaz dönemini verimli geçirebilmek adına bir okuma sayfası hazırladı: “Yazın Ne Okumalı?”. Işık Yanar, Güray Süngü, Aykut Ertuğrul, Mehmet Lütfi Arslan, Asım Gültekin ve Ali Görkem Userin gibi yazarların kitap tavsiyeleri, hem tatilimizi hem de zihnimizi güzelleştirecek…

“Portre” sayfasında Yusuf Temizcan, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz Ayşe Şasa’nın düşünce hayatından eserlerine kadar birçok önemli yönüne değiniyor…

Temmuz ayı röportajları ise şöyle:

Halit Ömer Camcı: “Selfie: Biri Atladı Sürü Takip Etti” Konuşan: Alpaslan Öngel

Bülent Ata: “Hiçbir Mülk, Edepten Güzel Değildir” Konuşan: Yusuf Toprak

Doğukan İşler: “Kelimelerin Sırrını Şiir Açar” Konuşan: Cantürk Genç

Burj Al-LuqLuq Sosyal Toplum Merkezi: “İsrail İstemese de Biz Kudüs’te Çalışmaya Devam Edeceğiz!” Konuşan: Hatice Sarı

İletişim: www.gencdergisi.com

DÜNYALI’NIN YAZ SAYISI BAYİLERDE

Yaz tüm sıcaklığıyla devam ederken, Dünyalı Dergi de yaz sayısıyla karşında. Dünyalı’nın Temmuz-Ağustos 2014 sayısında süper bir şeyler yapalım dedik ve ortaya süper bir DOSYA konusu çıktı: “Süper kahramanlar ne işe yarar?” Sence ne işe yarar? Süper kahraman olmakla ilgili aklına gelen, gelmeyen tüm sorular, Mert Tugen‘in resimlediği bu dosyada. Üstelik süper kahraman testini çözerek hangi kahraman olduğunu keşfedebilir, 7 adımda nasıl süper kahraman olabileceğini de bu dosyadan öğrenebilirsin.

Yaz tatili bazen sıkıcı olabilir. Biz de bu sıkıcılığı kırmak için elimizden geleni yapmaya hazırız. Dergiyi ay boyunca okuyabileceğin konularla doldurmanın yanında, senin için bir de bilmece-bulmaca kitabı hazırladık. Umarım canının sıkıldığı durumlarda işine yarar.

Kaykayın aslında altına tekerlek takılmış sörf tahtası olduğunu biliyor muydun? Tamam, tamam, zamanla elbette biraz değişim geçirmiş ama işin aslı bu. Ayrıntılar SPOR sayfalarında.

dunyali_5_bilmeceBeyhan İslam bu ayki GEZİ sayfalarında Peru’da gezmeye devam ediyor. Sence de Nazca çizgilerini uzaylılar yapmış olabilir mi?

Uçmak deyince aklımıza hep kuşlar gelir. Bazı böcekler ve bir de yarasalara elbette… Peki kanatsız hayvanlar uçabilir mi? HAYVANLAR ÂLEMİ’nin bu ayki konusu “Kanatsız Uçan Hayvanlar”. Bu ayki BİLİM sayfalarının konusu ise solaklık.

Sen ne zaman sensin, ne zaman sen değilsin? Kulağa karışık mı geliyor? o halde DÜŞÜNCE BALONU’na bir göz at.

Yeşilist ÇEVRE sayfasında bu ay bizlere “Tohumun Öyküsü”nü ve GDO denen tehlikeyi; Mercan Yurdakuler Uluengin ise EKO-YAŞAM’da eski teneke kutuları nasıl değerlendirebileceğini anlattı.

Nihal Elvan Erturan ise GÜNCEL SANAT sayfalarında Wayne Thibaud’nun ağız sulandıran pastalı, şekerlemeli, dondurmalı tablolarına yer verdi.

Aman yazın başına güneş geçmesin! Sağlık köşesinde güneş çarpmasının nedenleri ve belirtileri yer alıyor. Çaresi şapka takmak olabilir diye düşündük. Nazan Tacer ORİGAMİ sayfasında dikdörtgen bir kâğıtla nasıl şapka yapabileceğini anlattı. Hüdayi Cilasun ise LABORATUVAR’ında iki çemberden bir karenin nasıl yapılacağını öğretiyor. Sence mümkün mü? Dene ve gör!

Miyase Sertbarut’un yazdığı “Sarı Maymun” 5. bölümüyle devam ediyor. Dünyalı’da başka neler var? Tam 77 tane çıkartma var. İyi eğlenceler Dünyalı!

İletişim: http://dunyalidergi.com/ 

AŞIKANE: İLAHİ ADALET

Temmuz ayında 18. sayısını yayınlayan Aşıkane Dergisi, bu ay “İlahi adalet” başlığıyla yayınlanıyor.

Sıddık Naci Eren Efendi’nin  “Allahu Teala’nın Hz. Davud’a (as) Vahyi” başlıklı yazısı derginin orta sayfalarında yer alıyor. Muhammed Hikmet Bey “İlahi Adalet İlkeleri” yazısıyla tasavvuf derinlikli bir konuyu bizlerle paylaştı, Mustafa Akgül “İyi Bir Evlat Yetiştirmek” başlıklı bir yazı yazarken Dr. Talha Uğurluel “Osmanlıda Şeyhülislamlık Müessesesi” konulu yazısıyla tarihe ışık tuttu. Prof. Dr. Ahmet Ögke de “Mürşidi Bilmek Dilersen, Devişinden Bellidir” konusunu hazırladı.

Bu sayıda “Allah Dostları” köşesinde Ümmi Sinan (k.s.a) yer alıyor. Ayrıca bu sayıda İ. Şeyma Gökçen “Gönül Seferberliği”, Havva Kaya da “Hanım Muhaddisler” yazısını kaleme aldı.

İletişim: http://www.asikanedergisi.org/ussaki.php

GENÇ DOKU: RAMAZAN ŞENLİK VE EĞLENCE AYI DEĞİLDİR

Gençdoku’nun yeni sayısında Ramazan ayının farziyetine uygun şekilde idrak edilmesinin gereği ile ilgili değerlendirmeler oluşturuyor.

Gençdoku Dergisi, Temmuz sayısının ana dokusunu Ramazan ayının farziyetine uygun şekilde idrak edilmesinin gereği ile ilgili değerlendirmeler oluşturuyor.

Dergide bu konu bağlamında gazeteci yazar Muharrem Coşkun’un, Nureddin Yıldız Hocaefendi ile gerçekleştirdiği özel bir söyleşi yer alıyor.

Yine aynı merkezde, hayatın hayâ ile bağı koparıldığından beri ailelerin, mekteplerin müesseselerin çürüyüşünü, Modernlik denilen çağ rüzgarının, insanı kendisinden, çevresinden ve Yaratıcısı’ndan uzaklaştırmasını gündeme taşıyarak haya hayattır başlıklı bir yazı yer alıyor. Ramazan Yılbaşını Döver mi, yazısında yılbaşı kutlamalarından intikam alırcasına yaygın bir israf kültürü oluşturarak amacından şaşan Ramazan etkinliklerini, iftar merasimlerini insafla frenleyerek Ramazan-ı şerif’i bu mübarek vaktin ruhuna uygun şekilde idrak edebilmenin gereğini üzerinde duruluyor.

Yaşar Değirmenci, istişarenin hayati önemi üzerinde dururken Salih Eğridere, Nasr Suresi’nin günümüze doğrudan hitap eden evrensel vurgularını açarak tebrik ve takdir beklemeden sadece vazifesini yerine getirebilmenin övüncüyle şenlenebilen Müslüman olmanın değerine atıfta bulunuyor. Sefa Çetinkaya, ilişki terapisinde olması gerekenlere bilimsel izahlar getirdikten sonra asıl hüküm sahibinin Kadir-i Mutlak olduğunu vurgulayarak iç ve dış dengelerimizi yerine oturmanın dayandığı merkez bakış açısını ele alıyor.

Dergide bu ay da, dünya gündemini, ülke gerçeklerini ve asli değerlere bağlılığın kaçınılmaz vurgularını var. M.Mustafa Uzun, Lice’de indirilen bayrağın Kudüs bayrağı olduğuna işaret ederek yanlış algı ve hareketlerin gereksizliğine işaret ediyor. Yakın tarihimiz açısından bir kopuş belgesi olan Lozan’ı gazeteci Muharrem Coşkun tarafından yeniden masaya yatırılıyor. Nurdal Durmuş, olmamız gereken yerde olan, ölmemiz gereken yerde ölen cesur kız Rachel Corrie vak’asını bizler için bir vicdan dersi olarak yeniden okuyor. Nurettin Durman, Üstad Necip Fazıllı günleri hatırlatırken, Hüseyin Akın güzel bir muallim örneği İsmail Hakkı Akalın’ı anlatıyor. Vedat Sağlam, Mavi Marmara dirilişinden notlar derliyor. Cesur Küçük Twitter’in yerli rakibi Ahsar’a hayırlı olsun derken, Mustafa Furkan da Bilim Tezgahında bilişim dünyasının yeni harikalarını tanıtmaya devam ediyor.

Büyüklere Masallar bu ay da aynı bilge üslubuyla okuyucuyu hem gülümsetmeye tem düşündürmeye devam ediyor. Turan Kışlakçı, Prof. Dr. Salih Tuğ, Sadık Yalsızuçanlar, Bülent Yıldırım, Mehmet Cengiz ve Mustafa Köylü özel röportajlarımızda yine özel şeyler söylüyorlar.

İletişim: www.gencdoku.com

Share
#

SENDE YORUM YAZ

CAPTCHA (Şahıs Denetim Kodu) Resmi
*

patent